Kadere değil Olasılığa daha çok inanıyorum

Kadere/kadere inanır mısınız?

Kader, çoğu zaman bütün insanların hem kendini avutmak hem de “özel” ya da “talihli” olduğunu kanıtlamak için başvurduğu, temelde uydurma bir çaba gibi görünüyor. İnsan aklının rasyonel tarafı, yaşananların önceden yazılmış olduğuna inanmayı saçma buluyor; çünkü nedensellik, olasılık ve seçimler üzerinden işleyen bir dünyada “her şey zaten belirlenmişti” demek, düşünsel olarak tatmin edici gelmiyor. Buna rağmen, özellikle dini perspektiften bakıldığında kader kavramının vazgeçilmez bir yere sahip olduğunu görüyorum. İnanan için kader, yalnızca olayların akışını açıklayan bir doktrin değil; aynı zamanda kaosun ortasında bir anlam, bir düzen ve bir teselli kaynağı. Bu da kaderi, salt mantıksal bir önermeden çok, varoluşsal bir ihtiyaç haline getiriyor.

Tam da burada “seçilmişlik hissi” devreye giriyor. Kaderi kabul etmek, bazen insanın kendini diğerlerinden farklı, hatta daha özel görmesine yol açabiliyor: “Bunların hepsi benim için planlandı, ben bu yüzden buradayım” düşüncesi, kişiye hem güç veriyor hem de tehlikeli bir yanılgı ihtimali taşıyor. Çünkü bu his, bir noktadan sonra sorumluluğu, çabayı ve tesadüfleri küçümseyen bir üstünlük duygusuna dönüşebiliyor. Oysa kaderi, her ayrıntısı önceden çizilmiş bir senaryo gibi değil de, olasılıklarla dolu bir alanın üstüne yerleştirilmiş inanç çerçevesi gibi düşünmek daha tutarlı geliyor: İnsan seçim yapar, sonuçlarla yüzleşir, ama yine de bütün bu süreci anlamlandırmak için “kader” kelimesine ihtiyaç duyar.

Bu yüzden ben kaderi, rasyonel aklın tam olarak onaylamadığı ama insan ruhunun tamamen vazgeçemediği bir kavram olarak görüyorum. Bir yanım, her şeyin olasılık, ihtimal, istatistik ve nedensellikten ibaret olduğunu söylüyor; diğer yanım ise, yaşadığım bazı kesişmeleri, tesadüfleri ve dönüm noktalarını “sadece şans” diye geçiştiremeyecek kadar anlamlı buluyor. Belki de kader, tam olarak bu gerilim hattında var oluyor: Ne tamamen bilimsel bir gerçeklik, ne de bütünüyle hayali bir masal. Daha çok, insanın kendi hayatına bakarken kurduğu iç anlatının adı. Ve ben, bu anlatının içinde, seçilmiş olmaktan çok, seçen ve sonuçlarına katlanan biri olmayı tercih ediyorum.

Categories: , ,

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.